Pazarlama dünyasının bilinen ama pazarlamacılar tarafından uygulaması pek sevilmeyen kavramlarındandır “customization” yani kişiselleştirme. Olabildiğince ürününüzü tüketiciniz için bireyselleştirme ve sadece onlar için üretildiğini hissettirebilme. Sizin tasarımlarınızla oluşturulan ayakkabınız, size özel hazırlanan kartpostal ya da takvimler hep bu çabaların verimli sonuçlarını yansıtır. İletişim dünyası için daha da zor bir kavramdır. Türü için “mass media” olan reklamlar nasıl olur da kendini bireyselleştirebilirdi ki? Televizyonlarda yapılan reklamlarda ya da programlarda nasıl bireyselleşebilinecekti ki? Tüketicileri kendine bağlayan kavramı kullanamayacak mıydık? Ama hepimizin çocukluluk kahramanı Adile Naşit farkında olarak mı yaptı bilinmez, bizler için hazırladığı çocuk programının bitiminde kimimizin ismini söyler. “Serhat, Bahadır, Burcu, Fırat, Deniz, Melis, Oktay, Teri hadi bakalım dişlerinizi fırçalamayı unutmayın” der. Adımızı okuduğu için bize seslendiğini düşünür mutlu olurduk. Adı okunmayan nice Ezgi’ler Emre’ler Cihan’lar Adile Teyze’nin onları unuttuğunu düşünürdü. Adile Teyze adımızı tek tek sayarken biz de deli gibi onun bizim de adımızı söylemesini beklerdik. Televizyon programcılığının en güzel bireyselleşme örneklerinden biridir. Adile Naşit’in eşsiz karakterini unutulmaz yapanlar özelliklerinden biri de belki de fark etmeden yaptığı bu bireyselleştirme örneğidir.
Ekşi Sözlükten:
“neşe kaynağı,tatlı,sevimli,iyi,tonton teyze;ünlü bir tiyatro ve sinema oyuncusu.
uykudan önce bize masallar anlatır sonra da hepimizin ismini sayarak iyi uykular derdi.
çok ağlamıştım ölünce,sevgi dolu bir kadındı.” ren hoek
“uykudan önce programında ismimi söylediği günü hatırlarım çok heycanlanmıştım.” nueation