hareket vakti
projeleri raflardan indiriyorum,
üzerine bir heves fikir karaladığım defterleri üst üste koyuyorum,
fotoğrafları toparlıyorum,
şimdi bu akşam vakti boş odaya, seren’in cumi’nin hulusi’nin boş sandalyelerine bakıyorum.
ben bu cuma gidiyorum…
çünkü hareket vakti. çünkü durmayı kaldırmıyor hayat. itekleniyorum şu kariyer denen cadı tarafından. 2 dakika nefes aldırmıyor büyüme telaşı.
sadece bir işten ayrılmıyorum. bütün heyecanım koltuğumun altında, mesleğime ilk adımı attığım’ yerden’, evimden gidiyorum. ailemi arkamda bırakıyorum.
beni bilenler bilir melankoliğimdir ben; abartmayı severim. trajedik seramonilerle ayrılıkları süslemeye hele bayılırım. ama bu sefer kendiliğinden geliyor burnumun ucuna sızı. üstelik ben öteledikçe, “amaan” dedikçe de bastırıyor.
bu ofisten içeri adım atanlar, bu tupturuncu havayı soluyanlar daha iyi anlarlar beni; bağlılıktır youthrep… kanına işleyen arkadaşlıklar yaşanır. sizin dışınızdakiler iş hayatının acımasızlığından bahsederken, siz pamuklara sarmalandığınız bir dostluk yaşarsınız. ucu bucağı olmayan hayallerinize ortak olur herkes. kimse karşınızda değildir ve siz insanın ancak çekirdek ailesiyle yakalayabileceği bir konfora; sonsuz şımarma hakkına sahipsinizdir burada.
şimdi bütün bu ballı börekli durumu bırakıp nereye gidiyorsun peki diye sorarsanız, haklısınız. ama işte durmuyor hayat…
bana ilham veren, yaşamımın en zor adımını en hayal oyununa dönüştüren, yüreklerinden bal damlayan canım arkadaşlarım; bana inanan, hayata inancımı anlayan ve paylaşan patronum, abim,
altına beraber imza attığımız her iş ve en önemlisi bu güzel dostluk benim gururumdur.
hepinizi çok seviyorum





